Akdeniz Ege Turu – Bölüm 1

Geçtiğimiz iki hafta boyunca Ömer ile birlikte Akdeniz ve Ege kıyılarında o kamp yeri senin, bu mağara benim; şu kanyon senin, öteki vadi benim koşturup durduk.

Akdeniz-Ege ve tatil kelimeleri bir araya gelince akıllara hemen deniz-kum-güneş üçlüsü geliyor tabi. Fakat Akdeniz-Ege ve tatil kelimeleri bizde nedense normal reaksiyonlara yol açmadığından, deniz-kum-güneş üçlüsü gezi planına sadece sıradan bir madde olarak girebildi. Eh, bunda amacımızın sadece “gezmek” olmasının da etkisi vardır tabii ki ama yine de gezi boyunca en çok zevk aldığım anların mağaralarda, kanyonlarda, çok kimsenin bilmediği veya az ziyaretçisi olan koylarda, kumsallarda geçirdiğim zaman dilimleri olması, deniz-kum-güneş temelli tatil seçeneğinin bana hitap edemeyeceğini bir kez daha anlamamı sağladı.

Şimdiye kadarki hiçbir gezide yaptığımız plana uymayı başarabilmiş insanlar olmadığımızdan ve bu seferki gezide de durumun farklı olmayacağının bilincinde olarak bir gezi planı çıkardık. Planımız kabaca; arabayla Ankara’dan yola çıkıp Manavgat’a ulaşmak oradan da kıyıdan kıyıdan her gece başka bir şehirde, bazen camping alanlarında bazen kafamız göre bir ormanda, kumsalda filan çadırlarımızda kalıp İzmir’den Ankara’ya geri dönmekten ibaretti. Plan sonucu yaklaşık olarak şöyle bir rota ortaya çıktı:

Sabah erken bir saatte, 6 gibi Ankara’dan yola çıktık. Yaptığımız plana göre ilk durağımız Manavgat yakınlarındaki Oymapınar Barajı idi. Akşama doğru barajda olacak, hava kararana kadar barajda balık tutacak ve uygun bir kamp yeri bulup geceyi burada geçirecektik.

Ankara’dan çıkınca güzergah üzerindeki ilk şehir Konya olunca “iki adam Ankara’dan Konya’ya da gidemiyorsak artık…” gibi bir düşünceyle navigasyonu açmadık doğal olarak. Sakin sakin yolda ilerlerken Tuz Gölü göründü. “Ne güzel bir gölümüzsün sen Tuz Gölü” ekseninde sohbet ederek gölün kıyısında yol alırken bir anda, rota çıkarırken kullandığım Google Maps’ten kalma harita parçacıkları gözümün önünde belirip kayboldu: “Bi dakka lan! Bu Tuz Gölü bizim solumuzda kalmayacak mıydı? Bildiğin Sağda bu.” Hmm. “Bir de neden hiç Konya bilmem kaç km. tabelası görmüyoruz? Sürekli Aksaray tabelaları var?” Bunlar çok anlamlı sorular tabii… İlk anda Tuz Gölü’ne gelmeden ayrılan Konya yolunu kaçırdığımızı anlıyoruz tabii ki (bkz:harita) fakat yine de insan inanmak istemiyor ve kendine sorular sormadan edemiyor. Sonuçta Ankara’dan Konya’ya gitmeyi beceremeyen iki adam bu rotayı nasıl tamamlar sorusu akıllarda belirmiyor değil. “Abi zaten yol yapım çalışmaları vardı ya. o şeritten bu şeride geçip durduk, ondan oldu.” “tabi lan, yoksa biz yolumuzu bulamayacak adam mıyız?”  gibi bir ara gazıyla Aksaray’ı dolanarak Konya’ya doğru devam ettik.

Konya’da akşam yemeği için alışveriş yapıp Oymapınar Barajı’na doğru tekrar yola koyulduk. Yol üzerinde bir kahverengi tabela dikkatimizi çekti: Tınaztepe Mağarası. Eh, mağara olunca dayanamadık tabi, tereddütsüz dönüverdik.

Bu mağarada daha önce ziyaret ettiğimiz Ballıca Mağarası‘ndaki gibi bol miktarda sarkıt, dikit yok; buranın güzelliği bambaşka. Geniş galeriler, dar geçitler, derin yarıkların dibinden geçen yollar ile gerçekten çok güzel bir yer burası. Bende uyandırdığı duygu daha çok mağara içinde bir kanyon geçişi hissiydi. Ayrıca mağaradaki yürüyüş platformundaki tahtaların nemden dolayı yer yer çürümüş olması nedeniyle bastığınız tahtanın her an kırılma ihtimaliyle mağarada yürümek geçek bir maceraya dönüşüyor :)

Mağara içerisindeki yürüyüş platformunda, mağaranın sonunda bulunduğu söylenen göle doğru inişli çıkışlı maceralı bir yürüyüşle ilerledik. Yolun son kısmında bulunan dikçe bir merdivenden inerek dar bir geçite ulaştık. Bu dar kısmın sonunda platform son buluyordu ve hemen platformun bitiminde aydınlatılmış genişçe bir galeri görünüyordu. Dar kesimden ilerleyip yolun sonuna ulaştığımızda içimde oluşan adrenalin patlamasını ve duyduğum heyecanı burada dile getirmem mümkün değil. Yukarı baktığınızda tavanı görünmeyen, metrelerce derinlikteki bir ‘çukur’ ve dibinde turkuaz rengi küçük bir göl. (Maalesef fotoğraf makinamın ve lensimin imkanları bu güzelliği fotoğraf karesine hapsetmeme izin vermedi. Zar zor şöyle bir kare alabildim. O muhteşemliği hiçbir şekilde yansıtmıyor ama idare edin artık :))

Mağarada bir kaç saat geçirdikten sonra tekrar yollara düştük: Hedef Oymapınar Barajı. Navigasyonumuz bizi ana yoldan ayırıp köy yollarına yönlendirdiğinde başlarda durum gayet iyiydi: Yer yer ormanlar arasından geçen sessiz, sakin yollar…

Bir köyün içinden geçip biraz ilerledikten sonra karşılaştığımız manzara: Yolun tam ortasında kalan ağacı kesmeye kıyamamış olan insan naifliği… Bu manzara karşısında seviniyorsun mesela, sonra aklına İstanbul Boğazı’na yapılacak olan üçüncü köprü için kesilecek olan on binlerce ağaç; plansız programsız her dereye HES kurma çılgınlığı sonucu kesilen/kesilecek on binlerce ağaç geliyor; bu ironi karşısında duygular karmaşıklaşıyor filan…

Köy yollarında güzel güzel ilerlerken işin rengi yavaş yavaş değişiyordu. Köyler bitti ve orman yoluna girdik. Bir süre sonra asfaltın da bitmesiyle toprak yolda ilerlemeye başladık. İnişler, tırmanışlar filan derken kendimizi bir dağın tepesinde buluverdik: Aşağılarda bir baraj görünüyordu. O kadar toprak yoldan, 30-40 km/h hızlarda sarsıntılı ve uzun bir yolculuk yapınca barajı görmek, her ne kadar dağın tepesinde de olsak biraz rahatlattı ve inişe geçtik. Z şeklindeki dağ yolundan, sincaplar eşliğinde kıvrıla kıvrıla inerken bu barajın internette fotoğrafını gördüğümüz Oymapınar Barajı‘na hiç de benzemediğini farkettik. Navigasyon bizi Oymapınar Barajı diye biraz daha aşağılarda bulunan Manavgat Barajı‘na götürüyormuş meğersem.

Dağdan indikten sonra yine köy yollarından baraja ulaşma çabalarımız devam etti ve sonunda baraja ulaştık: Tam bir hayal kırıklığı. Bırakın balık tutmayı, kamp kurmayı suyun yanına inmek bile büyük sorun: Kıyılar dik yamaçlarla çevrili. Suratlarımızda “Bu muymuş lan!” ifadesiyle bir miktar dinlendikten sonra, gezi planını daha ilk gün bitmeden bozmuş olmanın gururuyla Manavgat’a doğru yola devam ettik. (Nasıl bir hayal kırıklığıysa doğru düzgün fotoğraf bile çekmemişim. Baraja dair tek kare aşağıdaki tuhaf fotoğraf, idare ediniz :))

Mağaralar, ormanlar, dağ yolları derken günü bitirdik. Akşam vakitlerinde Manavgat’a, geceyi geçireceğimiz kamp alanına vardık: Boğaz Camping.

Ertesi günü denize girerek, şehir turu atarak Manavgat’ta ve Side’de geçirdik. Diğer sabah bir sonraki durağımız olan Köprülü Kanyon’a geçmeden önce Manavgat Şelalesi’ne uğradık. Sinop Erfelek Şelaleleri‘nin altını üstüne getirmiş insanlar olarak Manavgat Şelalesi’nin bizde bıraktığı etki yaklaşık olarak “bizim köyün deresindeki şelaleden hallice” oldu.

Manavgat Şelalesi’nden sonraki durağımız Köprülü Kanyon Milli Parkı idi. Planımız burada rafting yapmak ve geceyi uygun bulduğumuz bir yerde kamp kurarak geçirmekti. Öğlen vakitlerinde Milli Park’a ulaştık. Raftingin yapıldığı Köprüçay Irmağı’na paralel olarak uzanan yol boyunca pek çok rafting firması bulunmakta. Ufak bir pazarlıkla uygun fiyata bir firmayla anlaştık. Yaklaşık yarım saatlik beklemenin ardından rafting için Alanya’dan gelen gruba dahil olduk. Kısa bir bilgilendirmenin ardından can yeleklerimizi ve kasklarımızı giyerek firmanın otobüsüyle yaklaşık 14 km ‘lik rafting parkurunun başlangıç noktasına doğru hareket ettik.

Rafting, 15 dakikalık bir adet mola ile birlikte üç, üç buçuk saat kadar sürüyor. 14 km’lik parkur boyunca heyecan yaratan sadece bir veya iki rapid bulunuyor; rafting daha çok, diğer botlardaki raftingcilerle su savaşı yapmak, belli noktalarda suya atlayıp yüzmek şeklinde geçiyor. Dolayısıyla burası, heyecan ve adrenalin dolu bir rafting yapmak isteyenler için değil de, daha çok rafting heyecanını biraz da olsa yaşamak isteyen her yaştan insan için uygun bir yer halini alıyor. (Rafting ile ilgili fotoğraf yok. Makinayı riske atamadım doğal olarak :))

Rafting olayını bitirdikten sonra geceyi geçireceğimiz uygun bir kamp yeri bulmak üzere rafting parkurunun başlangıç noktasında bulunan mesire alanına doğru hareket ettik. Burası aynı zamanda Köprülü Kanyon’un da giriş noktası. Mesire alanına ulaştığımızda saat akşam üzeri 6 civarlarıydı ve yağmur yağmaya başlamıştı. Buna rağmen piknikçilerin hâlâ gitmeye niyetleri olmadığından dolayı kamp kurmak için burada biraz vakit geçirmemiz gerekecekti. Madem öyle, şu kanyondan gelen buz gibi suya bi’ girip çıkalım diye düşündük ve kendimizi suya attık.

Suyun soğukluğunun insanın iliklerine kadar işlediğini söylememe gerek yok sanırım. Yüzerek karşıya geçtiğimizde bunun bir de dönüşü olacağını idrak etmemiz çok uzun sürmedi tabi. Bi’ ara, çıkıp köprüden mi geçsek karşıya diye de düşünmedik değil aslında. Ama “kim yürüyecek lan o kadar yolu şimdi” düşüncesi daha ağır bastığı için bir kez daha buz gibi suda bulduk kendimizi.

Vakit biraz daha ilerleyince çadırları kurmak için gözümüze kestirdiğimiz çardak boşaldı. Çadırların dış tentelerini sıcak olduğundan dolayı germiyoruz, hava da yağışlı olunca çardak içine çadır kurmak gayet mantıklı bir seçenek oldu sanırım. :)

Irmağı besleyen kaynaklardan bir tanesi de aşağıdaki küçük şelaleciğin bir kaç metre ilerisinde, kayaların dibinden çıkan su. Kendisi gayet temiz, buz gibi ve içilebilmekte.

Aynı zamanda sudan, yiyecek ve içeceklerinizi soğuk tutmak için de faydalanabiliyorsunuz. (bravo, çok zekice bir hareket. peh!)

Sabah, çadırımızı kurduğumuz çardaktan manzara yaklaşık olarak şöyle idi: (1600px’lik fotoğraf da şurada)

Eh, bu manzarayı sadece seyretmek olmazdı: kendimizi suya atmamız çok uzun sürmedi. Daha sonra kahvaltı filan derken toplanıp yola çıkmamız öğlen 12 civarlarını buldu.

11 Yorum

  1. diego

    o ağacın ve onu kesmeyenlerin en büyük hayranıyım!
    bir de basılı karayolları haritalarının- atlas verip duruyo ya onlar filan hani. şeytan icadı o el aletleri alır sizi aha bu da baraj diye götürür işte:P

  2. Doğancan Beşikci

    Köprülü kanyon gerçekten efsane bir mekan.Hele ki o suyun soğukluğu insana ilk anda elektriğe kapılmış hissi veriyor.Bende Köprülü Kanyonda rafting yapma şansı buldum ki çok güzel bir spordur kendileri.

  3. Emre

    hep camping yapmak istemisimdir, sormak istedigim camping alani ve cadirdayken gece arabanin guvenligini nasil sagliyorsunuz? Birisi gece uyurken gelip anahtarlari alip goturme sansi var midir?

  4. uğur

    biri sözünü tuttuğu için mutlu, gururlu ve huzurluyuz. oraya gelmemize gerek bırakmadığın için sağol :p ha bu arada ikinci bölümü merakla bekliyorum. *kamp alanı süpermiş!!

  5. Burak İzgi

    Yorumlar için teşekkürler :)

    dieo;
    o şeytan icadı aletler yüzünden her gezide fazladan yaptığımız kilometrelerin haddi hesabı yok. en iyisi gerçekten eski usul sanırım :)

    emre;
    biraz fazla mı uçlardasın sen? :) kamp yaptığımız alanlar genelde ya kimselerin gelemeyeceği dağ başları ya da güvenliği olan camping alanları olduğu için bu ihtimal hiç aklımıza gelmedi. bu kadar ayrıntıyı düşünme, al çadırını çık dışarı :)

    uğur;
    sizi buralara kadar yormayayım dedim :) ikinci bölüm yakında…

    güzin;
    çok güzel rehberlik yaparım, gezmek bizim işimiz :)

  6. diego

    haftasonu boluda anadolu dağ maratonu var, ben yalnızca bir kere katılma fırsatı buldum ve bu seneyi de atlamak durumundayım ama şiddetle önerilir: kamp yapılıyo, bolunun dağları zaten çok güzel, isteyenlere kısa bi harita pusula eğitimi de var.. araba yolculuğu için değil ama aklıma geldi söyleyeyim dedim: http://www.dask.org.tr/

  7. Burak İzgi

    Tamam o zaman, tavsiye bekleyenleri bekletmeyelim. Devam yazının ne zaman geleceği pek belli olmaz :)

    Öncelikle kamp alanlarının haritadaki konumları şöyle: http://goo.gl/maps/OClq

    Mavi renkli olanlar kaldığımız kamp alanları, yeşil renkli olanlar ise geziyi planlarken belirlediğimiz fakat buralarda kalmak yerine kafamıza göre takıldığımız, kimi zaman ormanda kimi zaman sahilde filan kaldığımız için es geçtiğimiz kamp alanları.

    Kaldığımız yerler ile ilgili bilgiler de şöyle:

    Manavgat – Boğaz Camping
    Manavgat Belediyesi tarafından işletiliyormuş. Kamp alanı gayet düzenli. Duş, Wc, çamaşırhane var. Belirlenen her bir kamp alanında elektrik ve su mevcut. Ayrıca Wireless internet imkanı da var. Elektrik vs. için herhangi bir ek ücret yok, çadır başı 15 TL. Kendi çadırınız yoksa +5 TL daha verip çadır kiralayabiliyorsunuz.

    Antalya – Bambus Clup Plaj Camping
    Burası aslında bir “beach club”. Girişteki küçük bir alanda çadır kurabiliyorsunuz. Duş, Wc mevcut. Boğaz Camping kadar düzenli bir yer değil. Kamp alanında elektrik imkanı yok. Biz güvenlik görevlisinden rica edip telefonları filan şarj etmek için uzatma kablomuzla elektrik almıştık.(burada bir not: Bu tip bir gezi planınız varsa yanınızda mutlaka yeterli uzunlukta bir uzatma kablosu bulundurun.) Ücret çadır başı 20 TL. Hafta sonları daha çok karavancıların uğrak yeriymiş burası. Yani hafta sonları yer bulamayabilirsiniz. Bir de sabah 9’a kadar beach club’ın platformundan ücretsiz olarak denize girebilirsiniz.

    Kemer – Kındılçeşme kamp alanı
    Burada eskiden, işletilen bir camping varmış fakat kapanmış. Kapanan alanın hemen yanında çadır kurabileceğiniz bir alan mevcut. Bu alanda durumları pek iyi olmasa da duş ve wc mevcut. Ücret yok, çadırınızı kurup kalıyorsunuz. :) Bizim gittiğimiz zamanda bayağı kalabalıktı. Ailece gelip kalanlar bile vardı.

    Olimpos – Ada Pansiyon & Camping
    Kaldığımız campingler içinde en iyilerinden biri. Çadır alanı pansiyonun incir ve portakal ağaçları ile kaplı bahçesi. Duş ve wc tabii ki var. Elektrik, pansiyonun ortak kullanım alanındaki çardaklarda mevcut. Wireless internet var. Ücret gayet makul; akşam yemeği ve sabah kahvaltısı dahil kişi başı 20 TL.

    Akyaka – Gökova Orman Kampı
    Burası tam bir aile mekanı diyebilirim. Ailecek gelip büyük çadırlarında aylarca kalan insanlar var burada. Kamp alanı oldukça büyük bir orman. Duş, wc, çamaşırhane mevcut. Elektrik istiyorsanız ayrıca ücret ödemeniz gerekiyor (Sanırım 7 TL idi). Ücret çadır başı 20 TL. Öğrenci iseniz 10 TL. (Öğrenci indirimi olduğunu söylemiyorlar -bize bakıp öğrenci tipi göremediklerinden de söylememiş olabilir tabi. doktora da olsa öğrenciyiz arkadaş. :)- Kamp alanında tanıştığımız bir aileden öğrendik indirim olduğunu).

    Kuşadası – Önder Camping
    Son derece düzenli ve güzel bir camping burası. Duş, wc, çamaşırhane filan mevcut. Nispeten merkezi bir konumda olması avantaj. Ücretlendirmesi ise aklımda kaldığı kadarıyla şöyle idi: kişi başı 5 TL + çadır başı 8 TL arabanız varsa araba için +4 TL. Elektrik için de yine belli bir ücret var (biz almadığımız için ne kadar bilmiyorum).

    Aklımda kalanlar kısaca böyle. Faydalı olur umarım. :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir